Ölü diş, klinik olarak vital olmayan diş, genellikle derin çürük, travma veya tekrarlayan restoratif etki sonrasında pulpa siniri ve kan dolaşımı ölmüş diştir; pulpa odasında kan hücreleri parçalandıkça kron çoğu zaman gri, kahverengi veya sarıya döner. Tedavi, kanal tedavisi veya çekimdir. 63 uzunlamasına çalışmadan elde edilen birleştirilmiş veriler, primer kanal tedavisinin başarısını katı radyografik kriterler altında %68 ile %85 arasında göstermektedir (PubMed 17931389); 14 çalışma ise tedaviden sonra diş sağkalımını 2 ile 10 yıl içinde %86 ile %93 arasında bildirmektedir (PubMed 20158529). Bazı ölü dişler ağrısız kalabildiği için tanı testlere dayanır.
- 01Vital olmayan diş, pulpası sinirini ve kan dolaşımını kaybetmiş diştir; diş sokette kalır, ancak artık termal veya elektrikli pulpa testlerine yanıt vermez.
- 02Primer kanal tedavisi, 63 uzunlamasına çalışma genelinde katı radyografik kriterler altında olguların birleştirilmiş olarak %68 ile %85 arasında başarılı olmuştur ve bildirilen başarı oranları 4 on yıl boyunca iyileşmemiştir (PubMed 17931389).
- 03Cerrahi olmayan kanal tedavisinden sonra diş sağkalımı, 14 çalışma genelinde 2 ile 3 yılda %86, 4 ile 5 yılda %93 ve 8 ile 10 yılda %87 idi (PubMed 20158529).
- 04Aynı derlemede, kanal tedavisinden sonra yerleştirilen kuron restorasyonu, proksimal kontakların ve diş tipinin önünde, diş sağkalımını artıran tek başına en güçlü faktördü (PubMed 20158529).
- 05Renk değişikliği sorunun ne zamandan beri olduğunu göstermez, ağrı da şiddetini ölçmez; bazı vital olmayan dişler tamamen asemptomatiktir; bu nedenle perküsyon, termal ve elektrikli pulpa testleri ile radyografiler kullanılır.
Ölü Dişin Tanımı ve Renk Değişikliği
Ölü diş, içindeki pulpanın, yani sinir, kan damarları ve bağ dokusundan oluşan canlı merkezin işlevini yitirdiği diştir. Hekimler buna vital olmayan diş der. Diş ağızda yerinde durur, mine ve dentin tabakaları çoğu zaman sağlam görünür, ama içerideki doku artık kanlanmaz ve sıcak, soğuk ya da elektrik uyarısına cevap vermez. Pulpaya oksijen ve besin taşıyan damarlar kapandığında doku canlılığını kaybeder ve zamanla bakterilerin yerleşebileceği bir boşluğa dönüşür.
Ölü dişin en çok fark edilen işareti renk değişikliğidir. Sağlıklı diş beyaz ya da hafif kırık beyaz görünürken vital olmayan diş sarı, gri ya da kahverengiye döner, komşu dişlerden koyu ve mat durur. Bunun nedeni pulpa odasında parçalanan kırmızı kan hücreleridir. Açığa çıkan boya maddeleri dentinin içine sızar ve dişi içeriden boyar; süreç, ciltte morarmanın koyulaşmasına benzer. Değişim yavaş ilerlediği için birçok kişi onu aynadan önce fotoğraflarda fark eder.
Renk tek başına tanı koydurmaz. Koyulaşmanın ne zamandan beri sürdüğünü göstermez, dolgu ya da leke gibi başka nedenlerle de diş koyulaşabilir. Tersine, bazı ölü dişlerde belirgin renk farkı olmayabilir. Bu yüzden şüphe duyulan her dişte karar, hekimin yapacağı testler ve röntgenle verilir. Ağrının olmaması da dişin canlı olduğunu göstermez; vital olmayan dişlerin bir kısmı hiçbir belirti vermeden aylarca ağızda kalabilir.
Pulpayı Öldüren Beş Yol
Pulpanın ölmesi, dişin içindeki kan ve sinir desteğini kesen ya da bu sistemi uzun süre zorlayan her durumdan sonra gelişebilir. Klinikte en sık karşılaşılan yollar birbirine benzer bir son üretir, ama başlangıçları farklıdır ve önleme yolları da buna göre değişir.
İlki tedavi edilmemiş diş çürüğüdür. Mineyi ve dentini aşıp pulpaya ulaşan çürük, bakterilerin canlı dokuya girmesine yol açar. Pulpa önce iltihaplanır, erken müdahale edilmezse enfeksiyon dokunun tamamına yayılır ve sinir ölür. İkincisi dişe gelen darbedir. Spor kazası, düşme ya da trafik kazası kök ucundaki damarları koparabilir. İlk anda önemsiz görünen küçük bir travma bile haftalar ya da aylar sonra ortaya çıkan bir sinir ölümüyle sonuçlanabilir; darbeden sonra dişin rengi ve hassasiyeti bu yüzden takip edilir. Temaslı sporlarda ağız koruyucu bu riski azaltmanın pratik yoludur.
Üçüncüsü aynı dişe tekrar tekrar yapılan işlemlerdir. Birden fazla kez yenilenen büyük dolgular ya da kuron için yapılan kapsamlı aşındırma pulpada birikimli bir stres oluşturur. Dördüncüsü diş sıkma ve gıcırdatmadır. Sürekli basınç dişte küçük çatlaklara yol açabilir ve bu çatlaklar bakterilere pulpaya giden bir yol açar. Beşincisi ve en seyrek olanı, ortodontik tedavi sırasında uygulanan aşırı kuvvettir. Braket ya da şeffaf plakla yapılan tedavide kuvvetin kontrollü tutulması bu yüzden önem taşır. Hangi yol söz konusu olursa olsun, ölü pulpa boşluğuna yerleşen bakteriler enfeksiyonu kök ucuna ve çevresindeki kemiğe taşır.
Belirtiler ve Tanı Testleri
Ölü dişin belirtileri kişiden kişiye değişir. Renk değişikliğinin yanında çiğnerken ağrı ya da rahatsızlık, dişin ya da diş etinin çevresinde şişlik, fırçalamayla geçmeyen kötü tat ya da ağız kokusu ve dişte sallanma görülebilir. Diş etinde sivilce benzeri küçük bir kabarıklık, yani fistül, kök ucundaki enfeksiyonun dışarıya boşaldığı bir yolu gösterir ve kötü tadın sık bir kaynağıdır. Nekrotik pulpadaki bakteriler kükürtlü bileşikler ürettiği için koku bu tabloda beklenen bir bulgudur.
Bazı ölü dişler ise hiçbir belirti vermez. Ağrı olmadığı için fark edilmeyen bu dişler, düzenli kontrollerde röntgende ya da test sırasında ortaya çıkar. Belirti olmaması, sorunun küçük olduğu anlamına gelmez.
Hekim tanıyı birkaç testi birlikte okuyarak koyar. Perküsyon testinde dişe hafifçe vurulur; kök çevresindeki bağ dokusunda iltihap varsa bu vuruş hassasiyet ya da ağrı yaratır. Termal testte dişe soğuk ya da sıcak uyarı verilir; canlı pulpa buna kısa süreli bir cevap verir, cevap alınmaması nekrozu düşündürür. Elektrikli pulpa testinde düşük bir akım uygulanır ve sinirin tepki verip vermediğine bakılır. Röntgen ise çürüğün derinliğini, kök ucundaki kemikte enfeksiyona bağlı koyu bir alanı ve kemik kaybını gösterir. Tek bir test yanıltıcı olabileceği için sonuçlar birbiriyle karşılaştırılır; özellikle yakın zamanda travma geçirmiş dişlerde testler bir süre sonra tekrarlanabilir.
Tedavi Edilmeyen Ölü Dişin Riskleri
Ölü diş, özellikle ağrı vermiyorsa, aylarca ya da yıllarca ağızda kalabilir. Bu bekleme süresi ise tarafsız geçmez. Pulpa boşluğu enfekte kalır ve enfeksiyon kök ucundaki kemikte etkisini sürdürür. Zaman içinde kök ucunda apse gelişebilir, dişin ve komşu dişlerin çevresinde kemik kaybı başlayabilir. Üst çenenin arka dişlerinde kökler sinüse yakın olduğu için enfeksiyon sinüse de uzanabilir.
Bekledikçe tedavi seçenekleri de daralır. Erken dönemde kanal tedavisiyle kurtarılabilecek bir diş, kemik desteği azaldıkça ya da kök kırıldıkça çekime gidebilir. Enfeksiyon çevre dokulara yayıldığında diş eti hastalığına benzer bir yıkım tablosu ve komşu dişlerde destek kaybı görülebilir.
Ölü dişin hayatı tehdit edip edemeyeceği de sık sorulan bir sorudur. Düzenli diş hekimliği bakımına erişilebilen yerlerde diş kaynaklı enfeksiyondan ölüm nadirdir. Yine de izlediği yol gerçektir. Tedavi edilmeyen bir apse boynun derin boşluklarına yayılabilir, hava yolunu tehlikeye atabilir ya da sepsise yol açabilir. Seyrek de olsa beyin apsesi ve kalp iç zarı enfeksiyonu olan endokardit bildirilmiştir. Bu bilgiden çıkan pratik sonuç, apsenin izlenmek yerine tedavi edilmesidir. Yüzde ya da boyunda hızla büyüyen şişlik, yutkunma ya da nefes almada güçlük ve ateş, beklemeden hekime başvurmayı gerektiren işaretlerdir.
Kanal Tedavisinin Ölçülmüş Sonuçları
Ölü dişi ağızda tutmanın yolu çoğu zaman kanal tedavisi olur. İşlemde enfekte pulpa dokusu çıkarılır, kök kanalları temizlenip şekillendirilir ve dezenfekte edilir, ardından kanallar sızdırmaz biçimde doldurulur. Tedavinin amacı kök ucundaki enfeksiyonun iyileşmesi ve dişin çiğneme işlevini sürdürmesidir.
Başarının nasıl tanımlandığı sonucun sayısını değiştirir. İlk kez yapılan kanal tedavisini inceleyen sistematik derleme 63 çalışmayı birleştirmiş, kök ucunda röntgende hiç koyu alan kalmamasını ölçüt alan katı tanımla en az 1 yıl önce tamamlanan tedavilerin birleştirilmiş başarısını yüzde 68 ile 85 arasında bulmuştur (PubMed 17931389). Aynı derlemede bildirilen başarı oranlarının son on yıllarda iyileşmediği görülmüştür (PubMed 17931389). Bu oranlar, kemikteki koyu alanın tamamen kaybolmasını bekleyen sıkı bir ölçüte dayanır; koyu alanın küçülmesini de başarı sayan gevşek tanımda oranlar daha yüksektir.
Hasta açısından daha somut soru dişin ağızda kalıp kalmadığıdır. Kanal tedavisi sonrası diş sağkalımını inceleyen 14 çalışmanın birleştirilmiş sonucunda dişlerin yüzde 86'sı 2 ile 3 yılda, yüzde 93'ü 4 ile 5 yılda ve yüzde 87'si 8 ile 10 yılda ağızda kalmıştır (PubMed 20158529). Aynı derleme sağkalımı artıran koşulları da sıralamış, ilk sırada tedaviden sonra dişe kuron yapılması, ardından dişin iki yanında komşu dişle temasının bulunması gelmiştir (PubMed 20158529). Bu bulgu, kanal tedavisinin ardından dişi koruyan bir üst yapının neden sıkça önerildiğini açıklar. Tedavinin sonucu yine de dişin kalan dokusuna, enfeksiyonun yaygınlığına ve kontrollerin sürdürülmesine bağlıdır.
Çekim, Dolgu ve Kozmetik Tamamlama
Kanal tedavisi her dişte mümkün olmaz. Kökte dikey bir kırık varsa, kemik desteği ileri derecede kaybolmuşsa ya da dişte restorasyonu taşıyacak kadar doku kalmamışsa çekim daha uygun yol olabilir. Çekimden sonra boşluk, çiğneme işlevini ve görünümü korumak için implant, köprü ya da bölümlü protezle tamamlanabilir. Hangi seçeneğin uygun olduğu kemiğin durumuna ve komşu dişlerin sağlığına göre belirlenir.
Bazen ölü dişe yalnızca dolgu yapılıp yapılamayacağı sorulur. Dişin öldüğü ama yapısının sağlam kaldığı erken durumlarda dolgu geçici ya da görünümü düzelten bir adım olarak düşünülebilir. Pulpa boşluğundaki enfeksiyon temizlenmeden yapılan dolgu ise sorunu kapatır, çözmez; bu yüzden uzun vadeli bir seçenek sayılmaz.
Kanal tedavisinden sonra renk farkı sürüyorsa birkaç kozmetik seçenek vardır. İç beyazlatma, kanal tedavisi görmüş dişe dişin içinden uygulanan bir beyazlatma tekniğidir ve koyulaşmayı azaltabilir. Renk yeterince açılmıyorsa ya da dişte büyük doku kaybı varsa porselen ya da seramik kuron hem rengi komşu dişlere uydurur hem de dişi kırılmaya karşı korur. Yüzeydeki renk ve şekil farkı için laminalar da seçenekler arasındadır. Hangi yolun seçileceği dişin kalan dokusuna, konumuna ve gülüş hattındaki görünürlüğüne göre belirlenir; ön dişte estetik beklenti, arka dişte ise çiğneme yükünü taşıyacak dayanıklılık öne çıkar.
Ölü Diş Riskini Azaltan Alışkanlıklar
Pulpa ölümünün bütün nedenlerini önlemek mümkün değildir; ani bir darbe ya da eski bir dolgunun etkisi çoğu zaman önceden kestirilemez. Yine de riskin büyük bölümü günlük alışkanlıklarla ilgilidir ve bu alışkanlıklar değiştirilebilir.
Çürüğün pulpaya ulaşmadan yakalanması ilk adımdır. Günde iki kez florürlü macunla fırçalama ve diş arası temizliği için günlük diş ipi kullanımı çürüğün başlamasını yavaşlatır. Şekerli atıştırmalıkların ve asitli içeceklerin sıklığını azaltmak mineyi korur. Başlayan bir çürüğün küçükken dolguyla tedavi edilmesi, sinire kadar ilerlemesini önler; bu yüzden altı ayda bir yapılan kontroller ve profesyonel temizlik, ağrı başlamadan sorunu görmenin yoludur.
Travmaya karşı temaslı sporlarda ağız koruyucu kullanmak, özellikle çocuklarda ve gençlerde, kırık ve kök ucu yaralanması riskini azaltır. Gece diş sıkan ya da gıcırdatan kişilerde gece plağı dişlere binen yükü dağıtır ve çatlak oluşumunu yavaşlatabilir. Darbe alan bir diş ilk anda sorunsuz görünse bile renginin koyulaşması, dokunmaya hassasiyet ya da diş etinde kabarıklık gibi değişiklikler için izlenmelidir. Bu işaretlerden biri görüldüğünde hekimin testleri ve röntgeni, dişin canlılığını ve tedavi ihtiyacını netleştirir.
Size en uygun tedaviyi birlikte planlayalım.
Ücretsiz Değerlendirme→- 1.Ng YL, Mann V, Rahbaran S, Lewsey J, Gulabivala K. Outcome of primary root canal treatment: systematic review of the literature - part 1. Effects of study characteristics on probability of success. Int Endod J 2007;40:921-39. PubMed 17931389
- 2.Ng YL, Mann V, Gulabivala K. Tooth survival following non-surgical root canal treatment: a systematic review of the literature. Int Endod J 2010;43:171-89. PubMed 20158529
- 3.Mainkar A, Kim SG. Diagnostic Accuracy of 5 Dental Pulp Tests: A Systematic Review and Meta-analysis. J Endod 2018;44:694-702. PubMed 29571914


